BÜYÜK HUN DEVLETİ

Devletin kuruluşu

Tarihte bilinen ilk Türk devletidir. Hun sözcüğü, Türkçe’de halk, insan anlamlarına gelmektedir. Çin belgelerinde, hem Hun öncesi Türk toplulukları hem de Hunlar Hiung-Nu olarak adlandırılmıştır.

Büyük Hun Devleti’nin ilk dönemleri hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Bu devletle ilgili ilk tarihi belge, M.Ö. 318 yılına ait olan Çince yazılmış bir antlaşma metnidir. Büyük Hun Devleti’nin büyük bir güç olarak ortaya çıkması M.Ö 3. yüzyılın sonlarındadır. Nitekim, Türklerin akınlarından korunabilmek amacıyla yapılan Çin Seddi’nin bu yüzyılın sonlarında tamamlandığı bilinmektedir. Bu set, dağlar ve ovalar aşarak 2450 km. uzanır. Yüksekliği 7 metre ile 11 metre arasında değişir. Üzeri, atların ve arabaların yürüyebileceği kadar geniştir. Belli aralıklarla kale ve gözetleme kuleleri vardır. Bu kalın ve yüksek duvar, Hunların Çin sınırlarını aşmasını önleyememiştir.

Hun Türklerinin ilk yurtlarının Orhun ve Selenga nehirleri ile “kutlu vatan” sayılan Ötüken çevresi olduğu bilinmektedir. Zaman içinde Orta Asya’nın tamamına yakın bir kısmı Büyük Hun İmparatorluğu sınırları içine katıldı.

Teoman Dönemi (M.Ö. 220-209)

Çin kaynaklarında Tuman olarak geçen Teoman, Hunların bilinen ilk hükümdarıdır. Teoman’ın en büyük başarısı, Çin’in içinde bulunduğu karışıklıktan da yararlanarak, çevresinde bulunan Türk boylarını bir bayrak altında toplamasıdır.

Teoman zamanında Hun Türklerinin askeri üstünlüklerinde süvarilerin önemli bir yeri olmuştur. Çin’e yapılan akınlarda önemli topraklar kazanılmış ve Çin zor durumda bırakılmıştır. Ne Çin Seddi, ne de Çin orduları Türklerin bu ülkenin içlerine kadar girmesine engel olamamıştır. Çin bu durum karşısında kendi ordularında Türk tarzı bir örgütlenmeye gitmiştir.

Teoman’ın, hükümdarlık yüzünden oğlu Mete ile arası açıldı. Mete’nin üvey annesi, onun yerine kendi oğlunun tahta geçmesini istiyordu. Bu nedenle, Teoman’ı Mete’ye karşı kışkırttı. Amacına ulaşmak için Mete’nin Yüeçiler’e tutsak olarak verilmesine neden oldu. Ardından da Yüeçiler’e savaş açıldı. Onun zamanında, Hunlar’ın en güçlü komşuları Tung-hular (Moğol-Tunguz kabileleri birliği) ile Yüeçiler’di. Bir fırsatını bularak Yüeçilerin elinden kurtulan Mete, kuvvetleriyle babasını, üvey annesini ve kardeşini öldürüp Hun tahtını ele geçirdi. Bir rivayete göre ise; Mete, bir av sırasında babasını öldürmek suretiyle Hun tahtına sahip olmuştur.

Mete Dönemi (M.Ö. 209-174)

Çin kaynaklarında Mao-tun olarak geçen bu hükümdara Türk tarihçileri Mete demişlerdir. Mete, M.Ö. 209 yılında babası Teoman’ın yerine Hun tahtına çıktı. Dünyanın en disiplinli ordusunu kurarak ülke içindeki karışıklıkları önledi. Bu sırada Hunların güneyinde Çin İmparatorluğu, güneybatısında Yüeçiler ve doğusunda da Tung-hular vardı.

Mete Han ilk seferini, kendisinden sürekli toprak isteğinde bulunan Moğol kökenli Tung-hular üzerine yaptı. Onları ağır bir yenilgiye uğratarak topraklarını ele geçirdi. İkinci seferini, Tanrı Dağları ile Kansu havalisinde yaşayan ve İpek Yolu’na hakim olan Yüeçiler üzerine yaptı. Mağlup edilen Yüeçiler, Hun egemenliği altına alındılar.

Mete döneminde Türk-Çin ilişkileri: Mete Han’ın Çin’e yaptığı ilk seferlerin nedenleri şunlardır:

  1. Çin’in kuzeyindeki otlakların Çinlilerce işgal edilmesi ve Hunların bu otlaklardan yararlanamaması,
  2. Çin’deki iktidar mücadelesinden yararlanma isteğidir.

Yapılan ilk seferin sonunda Çin sınırındaki Hun otlakları geri alındı. M.Ö. 197 yılında Çin İmparatoru Kao-ti’nin 320 bin kişilik ordusu pusuya düşürülerek yenilgiye uğratıldı. İmzalanan barış anlaşmasıyla, Çin her yıl vergi vermeyi ve ipek göndermeyi kabul etti. Bu antlaşma, Hunlarla Çinliler arasında uzun yıllar sürecek ticari ilişkilerin de başlangıcı oldu.

Mete Han’ın tarihteki önemi:

  1. Türk soyundan olan bütün toplulukları kendi yönetimi altında toplamıştır.
  2. Tung-huların ısrarlı toprak istekleri karşısında “Toprak milletindir, onu kimse veremez” diyerek, ilk defa vatan ve millet sevgisini ortaya koymuştur.
  3. Çin’i mağlup etmesine rağmen Türklerin Çin’e yerleşmesine karşı çıkmış; Çin’den yıllık vergi almakla yetinmiştir.
  4. Pek çok devlet tarafından örnek alınan bir ordu sistemi kurmuştur.

Mete’nin Çin politikası: Mete Han bütün Çin ülkesini egemenliği altına alabilecek güçte olmasına rağmen, bu ülkeyi fethedip buraya yerleşilmesine karşı çıktı. Mete’nin böyle düşünmesinde Çin’in nüfusça çok kalabalık olması ve topraklarının çok geniş bir alana yayılmış olması etkili oldu. O, bu ülkenin fethiyle buralara yerleşecek olan Türklerin Çin kültüründen etkilenerek benliklerini yitireceğini düşünüyordu. Bu nedenle, Çin’i baskı altında tutup, vergi almakla yetindi.

Mete Han M.Ö. 174 yılında öldüğünde devletin sınırları doğuda Japon denizine, batıda Aral gölüne, güneyde Tibet’e, kuzeyde Sibirya’ya dayanmıştı. Büyük Hun Devleti’nin askeri ve idari teşkilatı, ekonomik ve sosyal yapısı, hukuk ve sanatı kendisinden sonraki Türk devletlerince de örnek alınmıştır.

Ki-Ok dönemi (M.Ö. 174-160)

Mete’den sonra yerine geçen oğlu Ki-Ok, babasının ölümünü fırsat bilerek ayaklanan Yüeçileri ağır bir yenilgiye uğrattı. Hunlar karşısında tutunamayan Yüeçiler, batıya göç ederek M.S. 1. yüzyılda Kuzeybatı Hindistan’da Kuşan Devleti’ni kurdular. Bu devlet, İskender İmparatorluğu’nun Asya’daki varlığını sona erdirerek bölgedeki hakimiyeti güçlendirdi.

Ki-Ok M.Ö. 166 yılında Çin’e sefer düzenleyerek başkentteki imparatorluk sarayını yaktı. Bu seferden sonra Çin ile olan ekonomik ve siyasi ilişkileri geliştirmek için, Çinli bir prensesle evlendi. Siyasi düşüncelerle yapılan bu tür evlilikler, Türk devletleri için genellikle kötü sonuçlar doğurmuştur. Çünkü prensesler kalabalık bir heyetle geliyor ve aralarındaki casuslar Türk boylarını ve prenslerini birbirine düşürüyordu. Ki-Ok, Çin ile yapılan barışın sürdürülmesine özen gösterdi. Bu ülke ile herhangi bir çatışmaya girmedi.

Ki-Ok döneminde Çinliler, hem İpek Yolu’nu kontrol etmek hem de ipeğe yeni pazarlar bulmak amacıyla bu yol üzerindeki ülkelere casuslar gönderdiler. Bu casusların raporları, daha sonraki yıllarda uygulanacak Çin politikasının belirlenmesinde önemli rol oynadı.

Chün-Ch’en (Cün Çin) dönemi (M.Ö. 160-126)

Ki-Ok’tan sonra oğlu Chün-Ch’en hükümdar oldu. Çin bu dönemde çok güçlenmişti. Çin’in en büyük amacı ise Hun Devleti’ni ortadan kaldırarak İpek Yolu’na tek başına hakim olmaktı. Bu amacına ulaşmak için çok gizli bir plan uyguladı. Türk devletini içten yıkmak için, Türk boylarının arasına nifak tohumları ekti. Hakan soyundan gelen Türk prenslerini birbirine karşı kışkırttı. Ayrıca Türk ülkesine ticaret yoluyla ipek ve lüks eşyalar sokarak halkı rahata ve lükse alıştırdı. Bunların sakıncaları başlangıçta pek fark edilmedi. Ancak, zamanla devlet zayıflayarak ülkedeki iç huzursuzluklar arttı.

Chün-Ch’en döneminde uzun süren Çin savaşları, Hun Devleti’ni temelinden sarsmaya başladı. Hatta bazı Hun beyleri de Çin’e sığındı. Bu dönemde Hunların İpek Yolu üzerindeki hakimiyetleri kayboldu.

Büyük Hun Devleti’nin parçalanması

Hunların Çin karşısındaki üstünlüğünün kaybolması üzerine Çin’in ödediği ipek ve verginin kesilmesi, Hunları zor duruma düşürdü. Çin’in Türk ülkesinde uyguladığı bölücü politika da etkisini göstererek devletin zayıflamasına ve parçalanmasına zemin hazırladı. İpek Yolu’nun denetimi Çinlilerin eline geçti (M.Ö. 60). Türkler bundan ekonomik olarak büyük zarar gördüler. Bu durum karşısında Hun Hakanı Ho-han-yeh (M.Ö. 58-31) Çin himayesine girmekten başka çare olmadığını düşündü. Bu düşünceyi utanç verici bulan kardeşi Çi-Çi, Ho-han-yeh’in hükümdarlığını tanımayarak, onunla mücadeleye girişti. Böylece Büyük Hun Devleti, Doğu Hunları ve Batı Hunları olarak ikiye bölündü (M.Ö. 58). Batı Hunlarının başında olan Çi-Çi, Çu ve Talas ırmakları arasındaki bölgede etrafı surlarla çevrili bir başkent yaptırarak Çin ile mücadeleye girişti. Fakat Çin orduları bu şehri yıktılar. M.Ö. 38 yılında Batı Hunları dağıldı. Devletin yıkılmasında Çi-Çi’nin iki hatası önemli rol oynadı. Birincisi, kendine bağlı boy beylerine çok sert davranarak onların Çinlilerle işbirliği yapmalarına neden oldu. İkincisi ise bir şehir ve kale inşa ederek burada Türk savaş usullerine ters düşen bir savunma uyguladı.

Çin hakimiyetine giren Doğu Hunları, hükümdarları Ho-han-yeh’in ölümünden sonra, Çinlilere karşı tekrar mücadeleye giriştiler. Hükümdar Yu Tanhu (18-46) zamanında tekrar bağımsızlıklarını kazandılar ve topraklarını kuzeye doğru genişlettiler. Bu durum çok uzun sürmedi. Yu Tanhu’nun ölümünden sonra Doğu Hunları, Kuzey ve Güney Hunları olarak ikiye ayrıldılar (48).

Kuzey Hunları: Bağımsızlıklarını uzun süre korudular. Çin orduları Kuzey Hunları üzerine saldırıya geçince, doğuda da Sienpi saldırıları baş gösterdi. İki cephedeki sürekli savaşlar, Kuzey Hunlarını güçten düşürdü. 156’da Sienpiler tarafından yıkıldılar. Kuzey Hunları bunun sonucunda kitleler halinde batıya doğru göç ederek Aral gölünün doğusundaki diğer Hun topluluklarına katıldılar. Bu bölgede toplanan Hunlar, daha sonra meydana gelen Kavimler Göçü’nde önemli rol oynadılar.

Güney Hunları: Kuzey Hunlarını yıkan Sienpi akınları, daha sonra Güney Hunlarına yönelerek onların gittikçe güçten düşmelerine ve Çin egemenliğine girmelerine yol açtı. Çin hakimiyetine giren Güney Hunları, kısa ömürlü de olsa devletler kurarak varlıklarını 216 yılına kadar devam ettirdiler.

Yorum Yaz